OKUMAK ÜZERİNE

YAZAR : ESRA ALAN


“Sıradan okurla buluşmanın sevincini yaşamaktayım. Okuyucuların edebî önyargılarından, en nihâyetinde eğitimin kurnazlığından ve dogmacılığından arınmış sağduyuları, şâirâne övgülerden daha yüksek bir yere konulmalıdır.” Demiş Dr. Samuel Johnson Life Of Gray adlı eserinde. Kitaptaki bu cümleyi tecrübe etmenin heyecanı içerisindeyim. Sıradan bir okuyucu, yazdıklarımı edebiyatın teknik terminolojisinde yalpalayarak, eleştirel bir gözle değil; yalnızca keyif almak için okuyacaktır. Bu sebeple bir kültür-sanat dergisinde değil de UTED gibi bir havacılık dergisinde yazıyor olmak daha keyif verici geliyor. Ancak genel anlamda teknik elemanlar okumaktan çok yapmaya ve gerçekleştirmeye yönelikler. Bu durum onların okuma konusunu birazcık geri plana atmalarına sebep oluyor. Oysa okuma konusundaki motivasyonları artırılsa ve teşvik görseler, ellerindeki hünerlerine hüner katacak, hem bireysel hem de teknik olarak çok daha ilerilere; hak ettikleri noktaya ulaşacaklar.

 

Okumak, çok kıymetli ve etkisini hayatın her alanında hissettiren bir eylem. Bilimden kültüre, çocukların hayal dünyalarını zenginleştiren hikayelerden yetişkinlerin ciddi yazışmalarına kadar okumak, bilgi edinimi açısından en sık ve etkili kullanılan bir yol. Okuduğunuz bir yazı, bir cümle, bir kitap veya bir alıntı size başka dünyaların ve perspektiflerin kapısını aralayabilir. Çünkü falanca kitabı okumuş biri artık eskisi gibi değildir. O, artık falanca kitabı okumuş birisidir. Okuduğu kitap o kişinin duygularının ve zihninin bir parçası haline gelir. Yaşadığı dünyaya karşı hassasiyeti ve algıları okuduğu şeyler istikametinde değişebilir.

Okumayı alışkanlık edinen kişilerin kelime dağarcığı, etkili cümle yapıları oluşturmadaki becerisi, empati gücü, hayal gücü ve dili estetik kullanma becerisi gelişir. İnsanların zihinlerindeki fikirlerin sınırları bildikleri kelimeler kadardır. Bu da çok kelime bilmenin fikrî sınırlarınızı genişlettiğini gösterir. Çünkü insanlar kelimelerle düşünürler. Yani yüz kelime biliyorsanız, yüz kelimelik düşünürsünüz. Ama bildiğiniz kelime sayısı binlerle ifade ediliyorsa binlerce kelimelik düşünme kapasiteniz var demektir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre düzenli kitap okumak beyinde yeni nöron bağlantıları oluşturuyormuş. Bu da okuyan kişiyi daha zeki, daha açık fikirli ve daha duyarlı biri haline getirir.

 

Okumanın insana kattığı en iyi becerilerden biri de empati yeteneğidir. Kişi okuduğu kitaptaki karakterin başına gelenleri, sanki kendi yaşıyormuş gibi okur ve hisseder. Bu durum okuyana aslında yaşamadığı bir olayı tecrübe etme imkânı verir. Zamanla okuyucuda kendi yaşantısından fazla hayat tecrübesi gelişir, insanlara ve olaylara bakış açısı farklılaşır. İnsanların hangi durumlarda nasıl hissedip düşünebileceği konusunda bu duyarlılıklar bütünü sayesinde belli bir anlayışa erişir.

Kur’an-ı Kerim’in dahi ilk ayeti “ikra” yani oku diyerek başlar. Topyekûn bir coğrafya okuyarak bambaşka insanlar ve nesillere dönüşmüş. Ya da kâğıt hurdacısı Oktay Çetinkaya…

 

Alkolik bir baba ve dilenci bir annenin kâğıt hurdacısı oğlu. Çöpten bulduğu kitapları satarak geçimini sağlayan Oktay Çetinkaya, bir gün; bir kelime, bir cümle ve bir kitap derken hayatını yeniden yazmış. Çöpte bulduğu Dostoyevski’yi okuduktan sonra durmadan kitap toplamaya ve okumaya devam etmiş. Daha sonra bu kitaplarla Beyoğlu’nda bir sahaf açmış ve birçok araştırmacıya mekân olmuş. Hatta hayatı belgesel yapılmış: “Çöpte Dostoyevski Buldum”

Okumak, bir coğrafyanın da bir insanın da kaderini değiştiriyor yani. Bizim kaderimizi değiştirecek yazının nerede olduğunu henüz bilmiyoruz. Ama okumaya devam edersek bir gün o, hayatımızı yeniden yazdıracak cümleyle mutlaka rastlaşacağız…

Diğer Yazılar