NECİP FAZIL KISAKÜREK 113 YAŞINDA

YAZAR : ORHAN ŞEKERCI, Uçak Teknisyeni


1904’ün 26 Mayıs’ında dünyaya gelen Necip Fazıl Kısakürek’in hareketli bir eğitim hayatı olmuş. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesinde Felsefe eğitimi almış ancak yarıda bırakarak Paris’e gitmiş. Burada ise boş durmamış ve Sarbonne Üniversitesi’nde Felsefe eğitimine devam etmiş. Fakat yine bu okulu da yarıda bırakarak yurda dönmüş. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde, Devlet Konservatuvarı’nda ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde çeşitli dersler vermiş.

 

Ancak asıl eğitim hayatı bu değil. Onun için hayatı tanıma, gerçekleri ayırt etme yetisi kazandıran eğitim ise Seyyid Abdülhakim Arvasî ile tanıştıktan sonra başlıyor. Bu tanışmadan sonra siyasî, fikrî, felsefî ve dinî bakımdan bambaşka biri haline gelen Necip Fazıl, önceki hayatının ona artık ne kadar boş geldiğini şu mısralarla anlatmış:

 

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum

Diyorlar bana, kalsın şiir de söz de yerde

Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde

Anladım işi; san’at Allah’ı aramakmış

Marifet bu! Gerisi yalnız çelik çomakmış”

 

Artık Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı gibi edebî eserleri de bambaşka bir şekle bürünmüştür. Şiirlerinin bu dönemden sonra en baskın yanı Allah’ı aramak teması üzerinde dönmesidir. Özellikle bu dönem 1943 yılları sonrasına denk düştüğü için Necip Fazıl Kısakürek hayatını yeniden düzenleyen bu fikirleri dile getirdiğinde sık sık yasaklarla ve baskılarla karşılaşmıştır. Allah demenin bile yasak olduğu o dönemlerde Necip Fazıl Kısakürek “Büyük Doğu” fikrini yani Anadolu İslam tecrübesinin yeniden diriltilmesi fikrini öne sürmüş ve arkasında durmaktan hiç vazgeçmemiş. ‘Büyük Doğu Nesli’ni diriltmeye ömrünü adayan Üstat bu konudaki duygu ve fikirlerini şu şekilde dile getirmiş:

 

“En ulvî tecrid ve mânâlandırmalara, çok defa en süfli teşhis ve maksatlandırmalar musallattır. Kendimi bunlardan korumak için, sadece yavan bir isim delaleti yüzünden davaların en çıkmazı, en kabasiyle aramızda benzerlik arayacak vehimleri şimdiden kovalım. ‘Büyük Doğu’nun kucakladığı ve bütünleştirdiği Şark, vatan sınırları dışında herhangi bir ırk ve coğrafya planına bağlı değildir. Biz ‘Büyük Doğu’yu, öz vatanımızdan başlayarak güneşin doğduğu istikameti kurcalayan bir madde ve kemiyet zemininde aramıyoruz. Biz ‘Büyük Doğu’yu, vatanımızın bugünkü ve yarınki sınırlariyle çevrili bir ruh ve keyfiyet planında arıyoruz. O, kendini mekân çerçevesinde değil, zaman çerçevesinde gerçekleştirmeye talip…”

 

1943-1978 yılları arasında 512 sayı yayımlanan “Büyük Doğu Dergisi” fikirlerini yaymada önemli bir zemin olmuş. Dergi çok defa durdurulsa da toplatılsa da Necip Fazıl yazılarına başka gazete ve dergilerde de ara vermeden devam etmiş. Necip Fazıl’ın sevilmesinin, büyük bir kitleye hitap edebilmesinin en büyük sebeplerinden biri azmi ve yılmayışı, ne olursa olsun davasının ardında durabilmesidir. Nitekim fikirlerinin sonraki nesillere aktarılması hususundaki vasiyeti şöyledir:

“Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekûn ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz Allah ve Resulü’nden başka her şey, hiç ve bâtıl demekten ibarettir.”

 

“Son günüm olmasın çelengim, top arabam

Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam”

 

Bir ömre sığmayan buhranlı ve mistik düşünce yapısı ve fikrî mücadelesi, birkaç cümle ve sayfayla ifade edilemeyecek kadar yoğun ve derindir. Bu sebeple Necip Fazıl Kısakürek’i, sevenlerinin deyişiyle ‘Üstad’ı ya da diğer bir deyişle ‘Şairlerin Sultanı’nı gerçekten anlamak için, onun da istediği ve vasiyet ettiği üzere topyekûn eserlerini, idrak ederek okumak gerekecektir.

 

Son olarak Yahya Düzenli’nin Necip Fazıl Kısakürek’in düşünce yapısı ve fikrî hayatı ile ilgili özet mahiyetindeki şu sözleri paylaşmak isterim.

 

 

“Necip Fazıl’ın doğrudan radikal olarak 1943’te başlayan hareketli hayatını, mücadele hayatını, kavga hayatını ve 83’te sona eren hayatını; yani kırk yıllık mücadele hayatını bir cümleyle anlatacak olursak; Necip Fazıl’ın hayatı bir hesaplaşmanın tarihidir. Köklerinden, medeniyetinden kopmuş; ne kendisi kalabilmiş ne de başka dünyalara ait olabilmiş, zorlama aidiyetlere oturmayan, bloklaşmış, katılaşmış bir sisteme, düşüncelere ve bunun yücesel heykeller halinde bir mücadele verenlere karşı bir mücadele hayatından ibarettir.”

 

Diğer Yazılar