TAMİRAT HOBİSİNDEN UÇAK TEKNİSYENLİĞİNE... ABDULLAH FINDIK

TAMİRAT HOBİSİNDEN UÇAK TEKNİSYENLİĞİNE... ABDULLAH FINDIK

TAMİRAT HOBİSİNDEN UÇAK TEKNİSYENLİĞİNE... ABDULLAH FINDIK

Abdullah Fındık kimdir, sizi tanıyabilir miyiz?

1965 Çorum Osmancık doğumluyum. İlkokula Ankara’da başladım, Ankara’da büyüdüm. 1980 yılında meslek lisesi elektrik bölümünden mezun oldum. Bu mesleği niye seçtim onu da hiç bilmiyorum. Tamirat işini seven biriyim, ne görsem söküp yeniden bir araya getirmeyi seviyorum. Bu merakım çocukluğumdan beri olan bir durum. Bu merakım sonucu da meslek lisesina kaydoldum ve elektrik bölümünü seçtim.

El becerilerinizi lise döneminde mi fark ettiniz, tamirata olan ilginiz nereden geliyor?

Bir şey söküldüğünde mutlaka izlerim. Çok merak ederim. Bir şey bozulduğunda mutlaka onu söker bakarım, onu tamir etmeye çalışırım. Yapamadığım çok olmuştur, bozuk diye çöpe atar yenisini alırım. Yani önce bir bakarım yapabiliyor muyum, yapamıyor muyum sonra yenisi alırım. Bu merakım hala da devam ediyor. Aynı düşünce ile hareket ediyorum. Hala evde bir şey bozulduğunda önce ben tamir etmeye çalışırım, yapamazsam servise veririm, olmadı yenisini ondan sonra alırım. Örneğin LCD televizyonumuz bozuldu, bir temassızlık vardı. Açtım baktım, sıkıntıyı tam tespit edemedim ama bir süre çalıştı. Daha sonra yine bozuldu. Bir daha açtım, bu sefer arızayı tespit ettim ve şimdi canavar gibi çalışıyor. Bu meraklı olma durumu her şey için geçerli, evde ne kadar elektrikle çalışan alet varsa hepsini önce kendim yapmaya çalışırım. Buna telefon da dahil! Telefonların ekranını bile kendim değiştiririm. Bu bir hobi aslında; her şeyi tamir etme isteğim hala devam ediyor…

Liseyi bitirdikten sonra neler yaptınız?

Liseyi bitirdikten sonra babam “Biraz gez dolaş, ne yapacağına karar verirsin” dedi. “Gezmek olmaz!” dedim. Bir tanıdık vasıtasıyla Ankara Büyük Sanayi’de elektrikçide işe başladım. Elektrik arızası yapan her şeye bakan bir yerdi. Orada pratiğimi geliştirdim. 7-8 ay sonra başka bir şirkete geçtim. Bu geçtiğim yeni işte sadece oranın elektrik işlerine bakıyordum. Bir seneye yakın da burada çalıştım. Sonra buradan da ayrıldım, manav dükkânı açtım. Pazarda yapılan alışverişten başka ilgi alakam olmayan bir alan. Ama çok güzel işlerimiz oldu, iyi de para kazandım. Askere gidene kadar manav işi yapmaya devam ettim. Ne yaparsanız yapın işinizi iyi yapar, dürüst çalışırsanız başarılı oluyorsunuz. Manavcılıkta bunu gördüm. Askerlik araya girince dükkânı kapattım, 1985 yılında askere gittim.

Bizim işimiz ekip işi. Bizim işimiz organize olma işi. Birbirinizi tanımanız, ‘leb’ demeden ‘leblebi’yi anlamanız gereken bir iş. Birlikte çalıştığın arkadaşa güvenmen lazım.

Askerden döndükten sonra neler yaptınız?

Askerden döndükten sonra da farklı işlerde çalışmaya başladım. Tabii yaş ilerliyor, artık farklı düşünmeye başlıyorsunuz. Annem dedi ki “Oğlum devlette işe gir, bu böyle olmayacak”. Türk Hava Yolları’nda tanıdık vardı, onun aracılığıyla THY’ye başvurdum. 1990 yılının mayısında THY’de işe girdim.

1990’larda THY’de işe başladığınızda durum nasıldı, neler hissetiniz?

Ben işe girdiğimde THY’nin 30 uçağı vardı. Airbus A310’lar vardı, 1991’de Boeing 737-400 uçakları filoya katıldı. THY başarı grafiğini hızlı bir şekilde yükseklere çıkarmaya devam ediyordu. Başladığımdaki duygularıma gelince… Hayatımda hiç uçağa binmemişim. İstanbul’a bir iki defa gelmişliğim var. Ankara’da yaşıyorum, sınavı kazanınca İstanbul’a gelmiş oldum. Uçakla tanışmam da bir anlamda bu işe başlamamla oldu. İlk tip eğitimine de Airbus A310 ile başladım. Uçak Elektrik Revizyon’a verdiler bizi. Tabii işe başlayınca inanılmaz bir heyecan ve öğrenme açlığı vardı. Muazzam bir yapı ve bu yapının içinde bizlerin kendini iyi yetiştirme duygusu var. Bir yarış içindeyiz, her şeyi hızlı öğrenme, doğru öğrenme ve pratiğe geçirme düşüncesi. Bu duygularla işe başlamış olduk. Hayatımızda önce iş geliyor, her şeyimizi işimize göre planlıyoruz. Çünkü çok ciddi bir iş yaptığımızın farkındaydık, bu ciddiyetin de gereğini yapmamız gerekiyordu. Çok heyecan dolu günlerdi o günler… Hala da aklıma gelince hayranlıkla bakıyorum uçakların havalanmasına… Bir yıl sonra da hata geçtim, o günden sonra da hep hatta çalışmaya devam ettim.

Hatta çalışmanın zorluklarını biraz anlatır mısınız?

Yaklaşık 30 yıldır bu işi yapıyorum, yaklaşık 24 yılını hatta çalışarak geçirdim. Karda, kışta, yağmurda, buz gibi havada dışarıda çalışıyorsunuz. Bir uçak kalkar, biri iner ve siz hep dışarıdasınız.

Yaptığınız işte sürekli bir şeyler öğrenme durumu oluyor, teknolojideki gelişmeler vs. işinizin bir parçası. Dolayısıyla kendinizi yetiştirmek zorundasınız, öğrenmek zorundasınız. Bu disiplini nasıl sağlıyorsunuz?

Birçok meslekte olması gereken bizim de mesleğimizde var. Öğrenmek ve sürekli kendinizi geliştirmek zorundasınız. Disiplinli olmak işimizin olmazsa olmazı! Uçak teknolojisi yerinde durmayan sürekli gelişen bir teknoloji. Bizlerin de bu gelişmişliği iyi takip etmemiz, kendimizi ona adapte etmemiz gerekiyor. Diğer taraftan işimizin bir diğer özelliği de; öğrendikçe, öğrenmeyi keyifli kılan, öğrendikçe kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir meslek. Öyle bir psikolojisi var ki işinizle yaşıyorsunuz, onunla yatıp onunla kalkıyorsunuz. Mesai saatinde yaşadığım bir sorunun rüyalarıma girdiği çok olmuştur. Rüyanızda bile o sorunu çözmek için uğraştığımız oluyor. Her gün yeni bir şey görüyorsunuz, her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz bu da sizi motive ediyor, sizi dinç ve bilinci açık tutuyor diyebilirim. Kendi adıma söylemem gerekirse, ben bunu iyi biliyorum diyemem. Her gün yeni şeyler öğreniyorum...

Konuştuklarınızdan anladığım bu iş hiç de düşüncenizde yokmuş. Bir anlamda şartların ve olanakların sizi yönlendirdiği bir iş olmuş. Bugün dönüp baktığınızda iyi ki bu işi yapıyorum diyebiliyor musunuz?

Demez miyim? Şu anda başka bir işi düşünemiyorum! Dünyaya bir daha gelsem yine bu mesleği yapmayı isterim. Bu iş öyle bir iş ki insanın ruhuna işliyor. Hem çalışacaksınız, hem para kazanacaksınız ve hem de yaptığınız işten mutlu olacaksınız, haz alacaksınız. Bu Allah’ın bir lütfu. Bir arıza olduğunda yolcular bekliyor ve siz o uçağı güvenli bir şekilde göndermek zorundasınız. Zamanla yarışıyorsunuz. Çalışma hayatımız hep zamanla yarışarak geçiyor. Eskiden kitaplarla giderdik uçak bakımına, şimdi işler daha kolay hale geldi. İnanılmaz bir tempo içinde olmamıza rağmen, çok keyifli bir iş. Uçak sefere gidecek, ayaklarınızın içi su dolar, siz onu uçağın arızasını giderdikten sonra farkına varırsınız. Bu muazzam bir çalışma duygusu ve heyecanı yaratıyor…

Disiplinli olmak işimizin olmazsa olmazı! Uçak teknolojisi yerinde durmayan sürekli gelişen bir teknoloji. Bizlerin de bu gelişmişliği iyi takip etmemiz, kendimizi ona adapte etmemiz gerekiyor.

İşinizin bir diğer olmazsa olmazı yabancı dil… Kiminle görüştüysek bugüne kadar her kes aynı şeyi söylüyor…

İngilizce çok önemli, yaptığımız her şey dil gerektiriyor. Bütün dokümanlar İngilizce. Uçağın dili İngilizce. Onu anlamazsanız, derdini söylediğinde bilemezseniz sıkıntı yaşarsınız. Teşhisi yapmakta zorlanırsınız. Askerden sonra İngilizce kursuna gitmiştim, oradan aldığım kurs sonradan işime çok yaradı. Bir gün lazım olur diye gittiğim kurs, işimin en önemli enstrümanı oldu. İşe başladığımda hep iyi ki gitmişim diyordum. Tabii yeterli değildi ama biraz daha da geliştirdim ve bunun çok faydasını gördüm.

1990’dan bu yana meslektesiniz. Genç uçak teknisyenlerine, bu işi yapmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?

Öncelikle İngilizce’yi halletmelerini tavsiye ediyorum. Dediğimiz gibi olmazsa olmaz. Bir diğer tavsiyem de işlerini sevmeleri. Bu işi sevmezseniz bu işi yapamazsınız. Başka işe benzemez, belki çok yorucu belki çok stresli bir iş ama sevmeniz lazım. Bu işi severek yaparsanız başarılı olursunuz. Uyuyamadığımız geceler oluyor; neden? Bu sevdiğimiz işi yapmanın getirdiği sorumlulukla ilgili. Bir arızayı tespit edemediğinizde, arızayı gideremediğinizde uyuyamazsınız. Benden sonra gelen bunu bulur, yapar; yok böyle bir şey. Onu resmen yaşıyorsunuz… Bu da işine saygı göstermekle ve sevmekle mümkün…

Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Evet bunu bekliyordum… Hatta bir arkadaş bunu anlatmamı söylemişti. A-340 yeni gelmişti. Önemli bir arıza oluşmuş. Sabah işe geldik, akşam işi bilen arkadaşlar da uğraşmış giderilememiş arıza. Hiç unutmam bir cuma günüydü. Saatlerce çalıştık, en son nedenini tespit ettik. Çok basit ama o an onu görmek gerekiyormuş. Neyse arıza giderildi. Kalabalık bir protokolün arızanın giderilmesini beklediği bir durum söz konusu. Genel Müdür, Bakan gibi üst düzey kişiler binip Bodrum’a gidecek. A-340 ilk defa Bodrum’a inecek ve VIP gidiyor. Ama uçak hazır değil… O arızayı giderdiğimizde müdürümüz de dahil neredeyse oynadık diyebilirim. Hatta müdürümüz aynı uçakla Bodrum’a gitmekle ödüllendirdi beni. “Git bir Bodrum yap gel” dedi… Hiç unutmam… Tabii bunu tek başıma yapmadım. Bu bir ekip çalışması, hep beraber bunu yaptık.

İşinizde işbirliği, ekip çalışması çok önemli… Bu konuda neler söylersiniz?

Bizim işimiz ekip işi. Bizim işimiz organize olma işi. Birbirinizi tanımanız, ‘leb’ demeden ‘leblebi’yi anlamanız gereken bir iş. Birlikte çalıştığın arkadaşa güvenmen lazım. Herkesin işinin önemini kavramış olması lazım. Bizim işimizde iş arkadaşıyla anlaşıyor olmanız çok önemli. Bu da birlikte çalışma ruhunu yakalamış olmayı gerektiriyor. Bir işlem yaparken, mutlaka ama mutlaka birbirinizden haberdar olmanız lazım. Hayati tehlikesi çok yüksek olan işlemler yaptığımız oluyor. Bu durumlar ekip çalışması gerektiriyor. Ne yaparsanız yapın, sonuçlarının başkasına da yansıyabileceğini düşünmeniz gerekiyor. Üst düzey dikkat gerektiren bir iş yapıyoruz. Onun için ekip ruhu, çalışma ruhu çok önemli. Tedbiri almadan hiçbir şey yapılmamalı…

Yaptığınız iş çok da stresli bir iş. Bu stres yönetimini nasıl sağlıyorsunuz. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Yaptığınız işi dört dörtlük yaptığınızda, her ayrıntıyı düşündüğünüzde ancak rahat edebiliyorsunuz. İçinizin rahat olması gerekiyor, içiniz rahat değilse, kafanızda en ufak bir şüphe varsa uçağı vermeyeceksiniz. Küçük bir hata çok kişinin hayatına mal olabilir. Onun için yaptığınız işi iyi yapacaksınız, kendinize iyi bakacaksınız. Disiplinli yaşamak zorundasınız. Dinlenmek, sağlıklı yaşamak zorundasınız. Ve çok önemli bir şey daha söyleyeceğim, mutlaka yaptığınız işi beraber çalıştığınız arkadaşınıza kontrol ettirin. Olur ya sizin yaptığınız şey, arkadaşınız tarafından kontrol edilerek farklı bir eksiklik görülebilir. İşi kontrol etmek arkadaşını kontrol etmek anlamına gelmez, işi teyit etmek anlamına gelir. Yani iş disiplinini sağlarsanız, işinizi iyi yaparsanız stresi de azaltmış olursunuz kısacası.

24 yıl sonunda THY’den emekli oldunuz... Sonra ne yaptınız?

THY’den emekliye ayrıldıktan sonra, Onur Air’de işe başladım. Aynı işi yapmaya devam ediyorum. 2014’ten beridir de Onur Air’de çalışıyorum. İş aynı iş, uçak sayısı düştü. THY’de hat arızadaydım, 8 saat içeri giremediğimiz olurdu. Burada iş yoğunluğu daha az.

Emeklilik planınız var mı?

Emekli olmayı düşünüyorum tabi… Ama iş mi bizi bırakmıyor, çocuklar mı bırakmamıza izin vermiyor; iki arada bir derede kalıyoruz. Birkaç sene daha çalışırım herhalde… Çok yorucu bir iş bizim işimiz, zamanı geldiğinde bırakmayı da bilmek gerekiyor.

Sosyal hayatınızı nasıl organize ediyorsunuz? Her şeyi işe göre mi ayarlıyorsunuz?

Maalesef her şeyi işimize göre ayarlamak zorundayız. Hanım da çalışma programıma göre program yapıyor. Ne zaman gece vardiyası, ne zaman gündüz vardiyası ona göre kendimizi ayarlamak zorundayız. Çalışma çizelgesine göre hayatımızı organize ediyoruz. Hanım da çocuklar da artık alıştılar, bir şekilde kendimizi ayarlamaya çalışıyoruz.

Kaç çocuğunuz var?

Üç çocuğum var, bir kız iki erkek. Kızım diyetisyen, onun küçüğü oğlum makine bölümü okuyor iki yıllık. Küçüğü de ortaokula gidiyor.

Emeklilik hayaliniz nedir? diye sorsam...

Sadece evde dinlenmek istiyorum… Osmancık’ta ev yaptık, orada bağ bahçe, toprakla haşir neşir olacağım bir hayalim var. Allah can sağlığı verirse oraya gidip bostan ekip, ağaçlarla, doğayla baş başa olmayı düşünüyorum. Hayalim evin balkonundan, ağaçların, bağ bahçenin içinde doyasıya doğayı yaşamak istiyorum. En büyük haylim bu!

Son olarak eklemek istediğiniz?

Bazı arkadaşlarımız öyle güzel kendilerini yetiştirmiş ki; beraber çalıştığımız bizden yaşça küçük arkadaşlarımızın bizi gördüğünde ‘ustam’ dediğinde, inanın bağrım doğranıyor… Elbet biz de onlardan çok şey öğrendik, onlar da bizden öğrendiler. Ama bunun farkında olmaları, bunu gördüklerinde hissettirmeleri çok büyük bir duygu… O gençlerimizle de gurur duyuyorum. Ben bunu ustalık olarak görmesem de, onların bunu böyle görmeleri çok büyük bir duygu. Bunun verdiği mutluluk tüm iş yaşamımın yorgunluğunu alıp götürüyor. Bunu da belirtmiş olmak isterim…

 

 

11.2.2019 22:42:36
111