SÜREKLİ GELİŞİMİN PEŞİNDE 30 YIL... DERVİŞ MEHMET ÇALIMLI

SÜREKLİ GELİŞİMİN PEŞİNDE 30 YIL... DERVİŞ MEHMET ÇALIMLI

SÜREKLİ GELİŞİMİN PEŞİNDE 30 YIL... DERVİŞ MEHMET ÇALIMLI

Onlar çalışmayı sevdiler, olumlu düşündüler ve hep mütevazılıktan yana oldular. Kısıtlı
imkanların sunulabildiği yıllarda başladıkları mesleklerinde hem çırak, hem usta, hem
öğretmen oldular. Kimi doğru zamanda doğru yerde olmanın, kimi tesadüfen, kimi bilinçli
uçak teknisyeni olmanın gururunu yaşadılar. ‘Tarihin tanıkları’ uçak teknisyenlerinin
kuşkusuz en büyük ortak özellikleri her zaman yeniliklere açık olmaları ve bulundukları
mesleklerinde değişime ayak uydurma becerileri. Bugün artık 60 yaşın üstünde olan ve
emeklilik hayatına geçen ancak geçmişlerinde parlak başarılara imza atan uçak
teknisyenlerini ‘Tarihin Tanıkları’ olarak iki ayda bir sayfalarımıza konuk ediyoruz. Bu
sayımızda da Derviş Mehmet Çalımlı’nın kapısını çaldık. 73 yaşındaki Çalımlı mesleğinden
bahsederken ilk günkü heyecanı yaşıyor, yaşatıyor. Şöyle ki, “Bir daha dünyaya gelseniz, bu
işi yapar mıydınız” sorumuza, çok net bir ifadeyle “Kesin olarak aynı işi yaparım!” şeklinde
yanıt veriyor.

 Yapısal Tamir Atölyesi’nde 30 yıl çalıştıktan sonra 2000 yılında emekliye ayrılan
Derviş Mehmet Çalımlı, havacılıkta en önemli şeyin önce kendi işini yapmak olduğunu
söylüyor. Çalımlı başarılı olmanın yolunu ise şu sözlerle dile getiriyor: “Kendinizi
yetiştirmeyi asla bırakmayacaksınız, sürekli kendinizi taze bilgilerle donatacaksınız.
Mesleğiniz ile ilgili yayınları takip edeceksiniz. Lisan önemli, lisanı en iyi şekilde
bileceksiniz. Tüm bunları yapan kişi başarılı olur diye düşünüyorum.”
 
Derviş Bey, önce sizi tanımakla başlayalım... Derviş Mehmet Çalımlı kimdir?
1946 yılında Yozgat Eski Pazar Mahallesi’nde doğmuşum. Yozgat Erkek Sanat Enstitüsü Torna
Tesviye Bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra iş bulamamıştım, çok kısa süre
öğretmen vekilliği yaptım. Kırıkkale Top Tüfek Fabrikalarına müracaatım olmuştu. İş Bulma
Kurumu’ndan haber geldi; sınava girdim, birincilikle kazandım. Tercihen beni tüfek bölümüne
aldılar. İki yıl görev yaptım. Sonra askere gittim. Askerden geldim, iş arıyorum.

Silah fabrikasına neden dönmek istemediniz?
Aynı işte çalışmak istemedim, çünkü maddi imkânları kısıtlıydı. Maaşı çok azdı.

Askerden döndünüz iş arıyorsunuz…
Evet iş arıyorum, bir taraftan da baskı var iş bulamadığım için. Resmen bunaldım. Bir
akrabamız vardı, Ankara’da önemli bir mevkide bulunuyordu. Kardeşi “Ona git, o seni
istediğin işe yerleştirir” dedi. Adresini yazdı verdi, çıktım Ankara’ya gittim. Çankaya’da adresi
buldum. Kapıya gittim, ancak zile basamadım... Döndüm, İstanbul’a teyzeme geldim.
İstanbul’da da iş arıyorum. Bir gün gazetede THY ilanını gördüm. Yıl 1968... İmtihana girdim
ve başarılı oldum. Makine Atölyesi Motor Tesviye Bölümü’nde işe başladım. Sonra ‘Yapısal
Tamir Atölyesi’ denildi. Orada 31 yıl 3 ay teknisyen olarak çalıştım. Baş teknisyenlik olarak
görev yaptım. Daha sonra yönetimin kararıyla 2000’lerin başında emekliye sevk edildim.

Öncesinde havacılığa merakınız var mıydı?
Yok! Herhangi bir merakım filan yoktu. Yaptığımız işin olmazsa olmazı lisandı, o da yoktu.
Okulda lisan öğrenmedik çünkü. Kendi gayretimle girdiğim sınavlarda, seviye tespit
sınavlarında başarılı oldum. İki defa mühendis gruplarla eğitime katıldım. Yurtdışında
eğitimlere katıldım. Bir anlamda, mücadeleci bir yapım var benim. Mücadele ederek başarılı
oldum. Temel eğitimler zaten veriliyordu, birkaç tip kursu gördüm. Fransa’ya yapısal tamir
kursuna katıldım, aynı zamanda Airbus tanıtımını yaptılar gittiğimizde.
 
İşe girdikten sonra kendinizi yetiştirmek için bireysel olarak ne tür çabalarınız oldu, biraz
ondan da bahseder misiniz?
İşe girdikten sonra merakımı sürekli diri tuttum. Sürekli araştırdım, dokümanlar, kitaplar ne
bulsam onları araştırıp incelemeyi istiyordum. En önemli konulardan biri de lisandı. Eğer lisan
bilmiyorsanız, havacılıkta yeriniz yok! Onu da yine kendi çabamla, çok çalışarak öğrendim.
Tabii o zaman imkânlar da çok kısıtlıydı, buna rağmen insan isteyince imkânsız olanı da
imkânlı hale getirebiliyor. Bir şeyi istiyorsanız, başarılı olmak için onun yolunu bulmanız
gerekiyor. Bir şeyi isteyip de bir şey yapmıyorsanız, ona sahip olamazsınız. Farklı meziyetlerle
bir yerlere gelenler olabilir, Allah’a şükürler olsun benim o taraklarda hiç bezim olmadı. Hep
çalıştım, çabaladım, kendi bileğimin hakkıyla bir şeyleri başardım ve bir yerlere geldim.

‘Yapısal Tamir Notları’ adlı bir de eğitim amaçlı kitap çalışmanız var. Neler söyleyeceksiniz,
bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Genç bir ekibimiz vardı onlarla birlikte hazırladık. Eğitim amaçlı hazırladığımız bu çalışmada,
uçak teknisyeni olarak ben ve Yüksek Teknik Öğretmen Cemali Yakar, Dursun Bayraklı, Hasan
Gelmez ve Necdet Kürtül yer aldı. Tabii birçok itiraz yükseldi, “Ne gereği var?
Fonksiyonumuzu yok ediyorsun...!” diye. Dört defa daktilo bulduk getirdik, dördünde de
daktilonun harflerini bozdular. Yarım kaldı, neden yarım kaldı; metin kısımları zayıf kaldı,
yeterince zaman ayıramadık.
 
Evet efendim, biraz da o zamanın çalışma ortamından, şartlarından bahsetmenizi istesek...
Türk Hava Yollarına girdik, bizim atölye ihmal edilmiş. Sac Atölyesi, Kaporta Atölyesi
deniliyordu. Alet edevat yönünden çok eksik vardı. Çok bakımsız bırakılmıştı. Gece gündüz
çalışıyorduk. Dini bayram, milli bayram, tatil, hafta sonu yok hep çalışıyoruz. 24 saat çalış, eve
hiç gitme kimse de çıkıp demiyordu “Ne yapıyorsunuz” diye. Öyle bir ortam. Eskiden pilotlar,
devlet içinde devletti. Daha sonraları tabii çok değişti. Velhasıl alet edevat, takım vs. genelde
yoktu. Zorunlu olarak, usulen eğitim veriliyordu. Önce işe oradan başladım, takımhaneyi
düzenledim, çok da güzel bir iş ortaya çıktı. Geldiler fotoğraf çektiler (fotoğrafı gösteriyor)
bunu THY Magazin’de yayımlamak istediler. Bir yazı hazırlamışlar, “Uygun görürsen senin
ismini yazalım” dediler. Kabul etmedim, “Öyle şey olmaz!” dedim. “Yazmadığım bir şeyin
altına imzamı atmam!” dedim. Bu tabi olumsuz olarak karşılandı.
 
Yokluk içinde bu işe başlamış, imkânsızlıkları bizzat yaşamış biri olarak uçak
teknisyenliğinin gelişim seyrini nasıl yorumlarsınız. Dünü yaşamış, bugünü görmüş biri
olarak görüşlerinizi merak ediyorum, neler söylersiniz?
Eskiden teknikte bulunan arkadaşların önemli bir kısmı ordu kökenliydi. Astsubay kökenli
arkadaşlar… Bir de Eskişehir’den gelen arkadaşlar vardı. Daha sonra bizim gibi sanat okulu
mezunları teknikerler, yüksek teknikerler işe alınıyor. Bugün herhalde uçak atölyesine dört
yıllık fakülte mezunu olmayanı almıyorlar. Demek ki seviye teknik olarak çok yükselmiş. Fakat
sonraki zamanlarda o çocuklar geldiğinde, işe yeni başlayanlar her zaman bizim gibi
çekirdekte yetişmiş teknisyenleri bulurlardı. Mübalağa etmiyorum, öğle paydosunda dahi
onlara yardımcı olurdum. Mesleki olarak sorular soruları biliyorsam cevaplardım, yüz defa
sorulduysa yüz defa cevaplardım. Bilmiyorsam da öğrendim, öğrettim.
Bizim başladığımız dönem ile bugünü kıyaslamak mümkün değil, o kadar büyük bir değişim
var ki! Suyu doğru yöne yönlendirdiğin zaman o akışını hızlandırır. Eğitim seviyesinin
yükselmesi, insan kalitesinin yükselmesi, teknolojinin her geçen gün katlanarak gelişmesi
havacılığı çok başka bir boyuta taşımış durumda.
 
Meslekte bizimle paylaşacağınız ilginç bir anınız mutlaka vardır; paylaşır mısınız?
Bir gün işteyiz, uçağımızın kaçırıldığı haberi geldi. 1980 yılının ekim ayı. Münih-İstanbul
seferini yapan THY’nin Boeing 727 tipi Diyarbakır uçağı, 4 hava korsanı tarafından
Diyarbakır’a kaçırılmış. Güvenlik güçleri uçağa müdahale edecek. Bir ekip kalktık Diyarbakır’a
gittik. Kaynak getirmişler uçağın arka kapısını kesmişler filan. Çok büyük bir olay, uçak elden
çıkar. Asla olacak şey değil. Yekpare yapılar var kaynakla onları kestin miydi, olmaz.
Hazırlıksızız da... Bindik gidiyoruz… Diyarbakır’a indik, İsmet Solak diye bir arkadaş vardı.
Baktık 4 kişi hırpalanmış bir halde orada oturuyorlar. “Hayır olsun hemşerim, n’oldu?” dedim.
Meğerse bunlar İtalyan, uçağa müdahale esnasında içeri giriyor güvenlik güçleri, “Eller
yukarı!” filan diyor, bunlar da anlamıyorlar. Kendilerini bir an önce dışarı atmaya çalışırken
dipçiği yiyorlar. Kendilerinden geçmişler! Neyse korsanlar filan yakalanmış tabii. Ekip olarak
gerekli bakımı yaptık. İşimizi bitirdikten sonra da uçağın önünde askerlerle birlikte bir de
fotoğraf çektik. Anı çok tabii de, her şeyi de söylemek doğru olmaz.
 
Mehmet Bey, mesleğe 30 yıl hizmet etmiş biri olarak, sizce uçak teknisyenliğinin en önemli
prensibi nedir?
Havacılıkta en önemli şey önce kendi işinizi yapacaksınız. Hangi konuyla ilgiliyseniz onu
yapacaksınız. Güvenliği hiçbir zaman elden bırakmayacaksınız. Kendi güvenliğinizi, uçağın
güvenliğini, yolcunun güvenliğini korumakla mükellefsiniz. Kendinizi yetiştirmeyi asla
bırakmayacaksınız, sürekli kendinizi taze bilgilerle donatacaksınız. Mesleğiniz ile ilgili yayınları
takip edeceksiniz. Lisan önemli, lisanı en iyi şekilde bileceksiniz. Tüm bunları yapan kişi
başarılı olur diye düşünüyorum.
 
Derviş Mehmet Çalımlı bir daha dünyaya gelse, bu işi mi yapar yoksa başka bir iş mi
yapmak ister?
Kesin olarak aynı işi yaparım. Başka üst de istemem ünvan da istemem. Aynı işi yaparım.
Çünkü ben mesleğimi severdim, kimseye minnet etmezdim. Bilgimle, gayretimle başarılı
oldum, bu şekilde bir başarının önemli olduğunu düşünüyorum.
Son olarak bu mesleği yapmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Bu mesleği sevmiyorsanız seçmeyeceksiniz. Seçiminizi bilerek yapacaksınız! Kendinizi daima
eğitecek ve eğitiminizi de etrafa yayacaksınız. Bilgiyi kendi tekelinizde tutmayacaksınız,
daima çevrenizle paylaşacaksınız, çoğaltacaksınız. O zaman bir anlamı olur, o zaman bilgi yük
olmaktan çıkar; sizin yükünüzü hafifleten olur. Ama şunu da söylemeden geçmeyeyim, bizim
insanımız da normal değil, aynı kişinin aynı soruyu yüz defa sorduğu olurdu. Böyle de garip
bir yanımız var maalesef.
 
Çok teşekkür ediyoruz, bize evinizi açtığınız ve zaman ayırdığınız için…
Ben çok teşekkür ediyorum, bizleri hatırladığınız için…
3.7.2019 12:42:00
1280