Meslekte 44 yıldır dinmeyen heyecan... Ahmet Güngör

Meslekte 44 yıldır dinmeyen heyecan... Ahmet Güngör

Meslekte 44 yıldır dinmeyen heyecan... Ahmet Güngör

Ömrünün üçte ikisini uçak teknisyenliğinde geçiren Ahmet Güngör, 23 yıldır da kesintisiz olarak Teknik Kalite ve Emniyet Denetçisi olarak işlerin kusursuz yürümesi için çalışıyor. En büyük düsturu ‘empati’ olan Güngör’ün 44 yıllık iş yaşamı, aynı coşku ve aynı yaklaşımla devam ediyor.

 

Uçak teknisyenliğine 22 yaşında başlayan Ahmet Güngör, Bakırköy’de geçen çocukluğunda semalarda izlediği uçakların yanı başında bulunan Atatürk Havalimanı’na indiklerinde bir gün onların teknisyeni olacağını bilmiyordu belki ama yaşam; ona 44 yılı uçaklarla geçecek bir iş hayatı sundu. 28 yıl çalıştığı THY’de kendi isteğiyle emekli olduktan ve 48 saat emekli kaldıktan sonra, işe başladığı MNG Havayolları’nda da 15 yılı geride bırakmış ve hala Teknik Kalite ve Emniyet Denetçisi olarak bu görevini sürdürüyor. Ahmet Güngör ile uçak teknisyenliği mesleğindeki 44 yılını konuştuk…

Ahmet Bey, sizi tanıyabilir miyiz? Ahmet Güngör kimdir, kısaca sizi tanımak isteriz…

1954 Bakırköy doğumluyum. Sultanahmet Sanat Enstitüsü Makine Modelciliği Bölümü mezunuyum. Okulu bitirdikten bir, bir buçuk sene sonra, 1974 yılında askere gittim. Askerlik görevimi yaptıktan sonra, 1976 yılında THY Hidrolik Atölyesi’nde teknisyen olarak göreve başladım. Burada yaklaşık 18 yıl çalıştıktan sonra, rahmetli Cemil Kayahan tarafından bana tevdi edilen kalite departmanında denetçilik görevine başladım. 1997 tarihinden 2004 yılına kadar THY Teknik, Kalite Departmanı’nda denetçi görevini icra ettim. 2004 yılında MNG Havayolları’ndan Mehmet Eser aracılığıyla bir teklif aldım.  2004’ün mart ayında THY’den emekliliğimi istedim. Kalite Başkanı Ercihan Bayır, “Daha yapacak çok işimiz var, hemen karar verme, iyi düşün!” dese de, ben kararımı vermiştim ve ayrıldım. Cuma akşamı THY’den ayrılıp, pazartesi günü MNG’de işe başladım. 48 saatlik bir emeklilik sürecim oldu... :) Benim için de çok özel bir durum tabii, bunun esprisini yapmak da ayrıca keyifli… İki kızım üç de torunum var…

İşe başlama sürecindeki hikâyenizden biraz bahseder misiniz? THY’de işe başlama süreciniz nasıl gelişti?

Okuldan birkaç arkadaşım THY’de teknisyen olarak çalışıyorlardı. Bunun üzerine ben de müracaat ettim. Rahmetli Turan Saka, o zaman Dikilitaş’ta aynı muhitte oturuyorduk. Başvuru dilekçemi kendisine vermiştim. Başvuru dilekçemi ilgili yerlere verdikten sonra, yazılı ve sözlü mülakatımız oldu. İmtihan sonucunda, tarafıma bilgi geldi ve iş başı yapmış oldum.

Bakırköy’de oturmanız sebebiyle uçakları sık sık görüyordunuz haliyle... Bunun dışında havacılık ile ilgili bir merakınız, ilginiz var mıydı?

Şöyle söyleyeyim, uçaklar evimizin üzerinden geçerlerdi. Alçalması, kalkması hep evin üzerinden oluyordu. Tabiri caizse evimizin üzerinde uçak eksik olmuyordu!

 

 

 

76 yılında işe başladığınız zamanki, duygularınız nasıldı? Hayalleriniz, yaşadığınız duygular, yaklaşımınız vs... Biraz o zamanın atmosferinden bahseder misiniz?

Tabii ki aldığımız eğitim havacılık eğitimi değildi. Başladığımda ilk şunu gördüm, uçak komponetleri, uçak frenleri, iniş takımları, hidrolik sistemlerde kullanılan komponetlerin, revizyonlarının, tamirlerinin, testlerinin yapılma süreçlerini gördüm. Bu benim için çok ama çok önemliydi. En ağır, en kirli, güç yapılabilen, kuvvet isteyen bir alandı. İlk yaptığım komponent iniş takımlarında yer alan fren (break unit) oldu.  Yani uçak işine tabandan girmiş oldum. Yaklaşık altı ay temel eğitim kursları aldık. Hocalarımızdan Ahmet Hoca, Sami Hoca, Macit Hoca gibi şu an aklıma isimleri gelen ustalarımızdan branş dersleri aldık. Temel dersleri aldıktan sonra da, yanlış hatırlamıyorsam, tip kursu oldu. Sonrasında da lisans almaya hak kazandık. Revizyon atölyesinde çalışan teknisyenlerin, lisans alma süreci beş sene, hat bakımda çalışan arkadaşların lisans alma süreci ise üç sene. Dolayısıyla beş sene sonra lisans sahibi oldum. Açıkça şunu söyleyeyim, uçakçılık deneyimimi, tecrübemi, uçakçılığın ne kadar hassas, ne kadar riskli bir iş olduğunu o atölyenin tabanında öğrendim ben.

İşe başladığınız dönemde arkadaşlık ilişkileri nasıldı?

İlk atölyeye girdiğimde, askeriyenin nizamiye kapısından içeri girmek gibi, kendinizi bir boşlukta hissediyorsunuz. Nasıl olacak? Nasıl adapte olacağım? Sizden önce işe başlayan herkesi bir nevi usta gibi görüyorsunuz. Ama atölyemizde çok güzel arkadaşlık ve dayanışma vardı.  Öğle arası top oynayan bir grup arkadaşın arasına düştüm. Amatör futbol geçmişim vardı. Bu durum adaptasyonu hızlandırdı diyebilirim. Atölyedeki arkadaşlık, sosyallik şöyle oluyordu: Haftada veya iki haftada bir dışarıda birlikte yemek yeniyordu. Gerçekten çok güzel bir ortam vardı, herkes birbirine yardım ediyordu. İşleriniz bittiği zaman diğer arkadaşların işi devam ediyorsa, onların yanına gidip onlara yardım ederdik. Yardımlaşmanın, arkadaşlığın nüvesini oradan aldım diyebilirim. Anlamadığımız bir şey olduğunda arkadaşlar güzel güzel anlatırlardı. Bir iş yeri için olması gereken şeyler... Bu yaşadığım yardımlaşma, arkadaşlık; hayatıma her zaman pozitif bakma yönünde beni motive etmiştir. Her konuda yardımcı olmak, iletişim kurmak konusunda pişirdi beni orada.  

Teknoloji ilerliyor ve sizin mesleğinize yansımaları da olağanüstü… Teknoloji ile birlikte işleriniz kolaylaştı mı?

Bahsettiğim gibi atölyede ilk işe başladığım zaman, herhangi bir komponente malzeme çekileceği zaman, beş tane pelür kağıdın arasına dört tane karbon kağıdı koyulur beş nüsha daktilo ile yazılır, ilgili birimlere imzalatılır, onunla depoya gidilir talep edilen malzeme alınırdı. Böyle bir süreçte başladım. O günden bugüne geldiğimizde teknoloji o kadar ileri bir noktaya geldi ki cep telefonu ile her şeyi yapabilir hale geldik. Pelür kâğıttan bahsettik, şu anda kullandığım cep telefonundan, çalıştığım şirketin uçaklarının nerede olduğunu, nereye gittiğini, hangi meydanda olduğunu, içinde kimlerin olduğunu, hangi yükü nereye götürdüklerini, tüm iş sürecini takip edebiliyorum.

Havacılık evrensel bir meslek… Dünyanın her yerinde ortak bir dile sahip… Türkiye’de uçak teknisyenliği mesleğini icra ediyor olmanın farklı bir yönü var mı dünyayla kıyaslandığında?

Her şeyden önce bu sorunun cevabı şu: Havacılığın kuralları belli, yazılmış. Bu kuralların içinde işletmenin dışında, bakım ile ilgili bir tarafı var. Bakım ile ilgili olan tarafta, dünyanın her yerinde belirlenmiş olan kurallar çerçevesinde çalışmalar yapılmak zorunda. Aviyonik Komponent hizmetleri, mekanik ve elektromekanik komponent hizmetleri, hidrolik pnömatik komponent hizmetleri, kalibrasyon vs. tüm bunların alfabesi aynıdır, değişemez, değiştirilemez. Dünyanın her yerinde aynı kurallar çerçevesinde yapılabilir hizmetler. Neyin ne zaman değiştirileceğini, ne zaman test edileceğini, ne kadar saat sonra bakımının yapılacağı yazılıdır ve bunun doğrultusunda gerekli bakımlar yapılır. Bakım standartları aynıdır…  Türkiye’ye de baktığımızda bu noktada çok büyük bir mesafe kat ettiğini görüyoruz.  Hem teknolojik anlamda, hem hangarların durumu bakımından çok eğitimli, deneyimli arkadaşlar tarafından yönetildiğini biliyorum. Bu işi yapan teknisyen arkadaşların da bu konuda işlerini çok iyi yaptığını görüyorum ve biliyorum. İşin içinde olan bir denetçi olarak bunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum…

Teknolojinin geldiği noktada, tartışıldığı bir durum da var, siz neler söylersiniz?

Teknolojinin gidişatının insani ilişkileri, normal hayatın içinde yaşam standartlarından insanları uzaklaştırıp, daha çok sosyal olmayan bir yöne doğru evirdiğini üzülerek görüyorum.  Bu bence tehlikeli… Çocuğumuz bilgisayar öğrensin diye çaba gösteriyoruz, bilginin kaynağına ulaşmak için kullanılıyorsa tamam, pozitif bir durum. Fakat gidişat öyle bir tehlikeli boyuta doğru gidiyor ki, amacının çok ötesinde bir duruma geliyor. Hayattan soyutlayan, gençlerin, çocukların bir parçası durumuna gelen bir teknoloji var ki, bunun pek de hayra yorabileceğimiz bir durum olmadığını söylemek gerekiyor. Açık söylemek gerekirse teknolojiyi pozitif olarak kullanıp, bilgiye kısa sürede ulaşmak için, öğrenmek için, bilgiyi yaşama katmak için, yaşanan problemleri çözmek için, insanın aklındaki soruları gidermek için kullanmak mükemmel bir şey. Yanlış kullanıldığı zaman da sonuçları farklı oluyor.

Günümüzde telefona bakma sıklığı oldukça yükselen bir durum gösteriyor. Çalışma ortamında genç teknisyenlerin bu konudaki yaklaşımı konusunda da bir şeyler söylemek ister misiniz?

Mesai saatinde nasıl kullanıldığı önemli, mesai saatlerinin dışındaki kullanım tabii ki herkesin özgür iradesine bağlıdır. Apronda, uçak altında, ofiste işiyle ilgili takip edeceği bir konu varsa, açıp kullanıyorsa bu zaten olması gereken bir şey. Yok, başka amaçlar için telefonu elinden düşüremiyorsa bu doğru bir yaklaşım olmayacaktır, kabul edilemez. Hem yanlış hem de tehlikeli bir durum…

Meslekte 40 yılı devirmiş tecrübeli bir teknisyen olarak, karşılaştığınız problemlerin üstesinden gelmek için kullandığınız yollardan, yöntemlerden de biraz bahseder misiniz?

İlk atölye kapısından içeriye girdiğimdeki halet-i ruhiyemden dört beş yıl sonra, lisansı da aldıktan sonra; olabildiğince ne iş yapıyorsam en iyisini, en hatasızını yapmaya çalıştım. Bununla ilgili de mümkün olduğu kadar, konuyla ilgili olan ustalarımla, bilgi verebilecek arkadaşlarımla her zaman pozitif bir iletişimde bulunmaya gayret ettim. Bu süreç atölyede başteknisyen görevine getirilene kadar da bu şekilde devam etti. Yönetici durumuna geçtikten sonra da, o arkadaşların arasından gelmiş biri olarak her zaman empati ile yaklaşan bir yöntem içinde oldum. Cemil Kayahan, kalite departmanında görevlendirdikten sonra; verilen yetkiler ve eğitimler doğrultusunda hangar şartları, atölye şartları ortamlarında çalışırlarken, bunların denetlenmesi için çeşitli görevler verildi. Bu departmanda çok uzun eğitimler aldım. ‘Empati’ hakkında herkes konuşur, önemli olan onu yaşamda uygulayabilmektir. Eğer siz çalışma sahasındaki arkadaşın yanına gidip konu hakkında ona soru sorarken, işin nasıl bir süreçte seyrettiği hakkında bilgi isterken uygun bir dil, uygun bir yaklaşım içerisinde olabiliyorsanız, problemin çözümü için en önemli süreci sağlamışsınız zaten. Eksik, kusur aramak yerine, eksik, kusuru ortadan kaldırmaya yönelik bir yaklaşım içerisinde olabilmek gerekiyor. Bizim işimizde duygusallık yok, kusursuz çalışmak zorundayız. Bu kusursuzluğa ulaşmak için de herkesin çözüme yönelik bir yaklaşım içerisinde olması gerekiyor. Dolayısıyla problemlerin üstesinden gelmek için, çözümü kolaylaştırmak için herkesin üstüne düşeni kusursuz yerine getirmesi olmazsa olmaz. Zincirin halkalarından biri zayıfladı mı, kopar!

 

THY’de bulunduğunuz görevden ayrıldığınız 2004 yılından bugüne MNG’de de Teknik Kalite ve Emniyet Denetçisi olarak görev yapıyorsunuz, önemli bir süreç olsa gerek!

Türk Hava Yollarında 1997 yılında başlamış olduğum denetçilik görevine, iki günlük emekliliği saymazsak, kesintisiz devam ediyorum. Buradaki görevimde 15 sene bitti, 16 sene oldu. İlk geldiğimde kendi kendime “Ahmet hata mı yaptın?” diye sorduğum oldu. THY’de alan geniş, meydan geniş, uçaklar daha fazla. Bir gel-git oldu, olmadı diyemem. THY benim evim gibiydi. Öğrendiğim herşeyi orada öğrendim, orada piştim. Evlenmem, çocuk sahibi olmam, ev almam, araba almam her şeye THY’de kavuştum. Burada da tabi ki ilaveler oldu, ama esasında benim temelim THY, orası benim için okuldu, kendi evimdi. Altı ay, bir sene geçtikten sonra buraya da adapte oldum. Şimdi burası da evim diyebilirim. 

 

Aynı zamanda UTED’e de üyesiniz... UTED’e üye olmanın öneminden bahsedin dersem neler söylersiniz?

Ben kalite departmanına geçtikten sonra, yani 1997 yılından sonra; ondan önce Teknisyenler Derneği’nde, genel sekreterlik ve mali sekreterlik yaptım. 97 yılında UTED’e üye oldum, Sefa Bey ile birlikte mali sekreterlik yaptım bir dönem. İkinci dönemde genel sekreterlik yaptım. Dernek üyesi olmanın ne kadar önemli olduğunu arkadaşlara anlatmaya çalışan biriyim. Bir dönem sendikayla ufak tefek anlaşmazlıklarımız olabiliyordu… UTED olarak ne kadar güçlü olursak, ne kadar çok üyeye ulaşırsak, maddi manevi tarafımızı zenginleştirirsek bunu sendikaya da kabul ettirip, toplu sözleşmelerde UTED’in de söz sahibi olmasını sağlayabilirdik. Günümüzde de bu durum geçerlidir. Derneğin güçlü olması, üye sayısının fazla olması, teknisyenlerin haklarının, hukuklarının korunup kollanması noktasında önemli bir işlevi var. Bireysel olarak yapamayacağınız etkiyi, birlikte çok güçlü olarak yapabilirsiniz. Bizim için UTED’in böyle bir önemi var.  

 

En zor sorumu sormak istiyorum, bize bir anınızı anlatır mısınız?

İyi mi kötü mü bilmiyorum ama, bir gün ofiste oturuyordum. Öğle saatlerine doğruydu… Camın önünde bakımda olan bir uçak vardı. Teknisyen arkadaşların çalıştıklarını görüyordum. Bilgisayarda çalışırken  canhıraş bir ses geldi hangardan. Camdan bakınca arkadaşların uçağın kuyruğuna doğru gittiklerini gördüm. Uçağa çok yakın bir noktada olduğum için, çok kısa sürede oraya ulaştım. Uçağın kuyruk konisinde bulunan speed brake arasında belinden aşağı açıkta olan, belinden yukarısı görünmeyen bir arkadaşımızın bağırışını duydum. Kokpitten farkında olmadan, bir arkadaşımızın hidrolik verdiği, ihmal ve koordinasyonsuzluktan emniyet kelepçesi takılmadığı için, kapakların içinde sıkıştığını görünce üç beş dakikalık bir müdahale ile arkadaşı indirdik ve gelen ambulansa bindirdik. Arkadaşımız hastaneye gittikten sonra, aldığımız haberlerde altı-yedi kırığı olsa da durumunun iyi olduğunu öğrendik. Buna benzer yaşadığım 7-8 kazalardan biri olarak hafızamdaki etkisini koruyor.  Bunun nedenini de söyleyeyim, konuyla ilgili beni görevlendirdiler çünkü. Yaptığımız incelemede (speed brake) actator üzerine emniyet kelepçesinin takılmadığı ve kokpitte (Elk. HYD. verme) uyarı etiketinin asılmadığı, bunun sonucunda kazanın gerçekleştiğini tespit ettik. Kötü bir anı, ama ders alınması gereken bir anı…

Ne zaman emekli olacaksınız?

Hali hazırda Atatürk Havalimanı’nda çalışıyoruz.  Buradaki kargo operasyonlarımız devam ediyor. İstanbul Havalimanı’nda da binamız hazır, diğer çalışmalar devam ediyor. 5-6 ay içerisinde taşınmış olacağız. Bu süreç bittikten sonra, noktayı koymayı düşünüyorum. Küçük bir teknem var, o tekne ile balık tutuyorum. Daha sık denize açılmayı, seyahat etmeyi planlıyorum. Torunlarımla daha fazla zaman geçirmeyi istiyorum. Zaman çok çabuk geçiyor, zamanın bu kadar hızlı akması bir yerde nokta koymayı da zorunlu hale getiriyor. Röportajın başında 76 dedik, şu anda 2020’deyiz. Daha söyleyecek başka da bir şey yok! 

 

Son olarak neler eklemek istersiniz?

Benimle böyle bir söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Aracılığınızla okuyuculara, birlikte senelerce omuz omuza çalıştığım arkadaşlarıma sağlık, sıhhat uzun ömürler diliyorum. Gelen yeni arkadaşlarımıza da başarılı, huzurlu, kazasız bir iş hayatı diliyorum.

10.3.2020 12:57:00
648