İşinin öznesi olmayı başarmış bir meslek insanı… Behzat Şengül

İşinin öznesi olmayı başarmış bir meslek insanı… Behzat Şengül

İşinin öznesi olmayı başarmış bir meslek insanı… Behzat Şengül

21 yılı aşkın mesleki yaşamında özveriyi öne alan bir disiplini benimseyen uçakteknisyeni Behzat Şengül, aidiyet duygusu içerisindehareket ederken, hayatının öznelerini dergimizle paylaştı.

Bu ayki konuğumuz Behzat Şengül. 21 yıl 8 aydır uçak teknisyenliği görevini başarılı bir şekilde yapıyor. Teknoloji ve bilgi birikimi olarak pek çok ülkeden daha iyi bir noktada olduğumuzu belirterek “Arıza teşhis ve onarımda bizler daha pratik ve hızlı çözümler üreterek, tehir süresini kısaltıp uçağı daha hızlı sefere verebiliyoruz. Farklı olan bir yönümüz de var ki; daha amatör ruhla çalışıyoruz. Bizde aidiyet duygusu ve çalıştığımız şirketi sahiplenme had safhada. Dolayısıyla uçağı faal edene kadar mesai saatini düşünmeden özveri ile çalışıyoruz” diyor.

Galiba işin sırrı da tam bu noktada başlıyor. Şengül’ün sözünü ettiği ‘ruh’ makineleşen dünyada, çalışanı makinenin bir parçası olmaktan kurtarıp hayatın öznesi yapıyor. Özveri başarıyı getirirken, başarı da ruhunuzu diri tutuyor ve mesleği severek yapma noktasındaki enerjinizin düşmemesini sağlıyor. Özveri neydi? Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlık! Gelin Behzat Şengül’ün mesleki deneyimlerini hep beraber okuyalım…

Behzat Bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1974 yılında Tunceli’de doğdum. Annem ev hanımı babam öğretmendi. Dört kardeşiz ve ben ailenin ikinci çocuğuyum. Öğretmen bir babanın çocuğu olduğum için çocukluk yıllarım farklı şehirlerde ve okullarda geçti.

Mesleğe başlamadan önce havacılığa ilginiz var mıydı?

Aslına bakarsanız benim havacılığa ilgim İzmir Motor Meslek Teknik Lisesi’nde okurken; okulumuzun atölyesinde bulunan uçak motoru ile başladı. Yapı olarak oldukça farklı olan, yıldız motordu dikkatimi çeken. Ama öyle tutku seviyesinde bir ilgi değildi benimkisi. 

Hangi okuldan mezun oldunuz, eğitim yaşamınızdan bahseder misiniz?

İlk ve ortaokulu çeşitli şehir ve okullarda tamamladıktan sonra İzmir Motor Meslek Teknik Lisesi’ne 1988’de başladım ve 1992’de mezun oldum. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Y.O. Uçak Motor Bakım Bölümü’ne başladım. Okula başladığımızda 3 yıllık olan yüksekokul 5 yıla çıktı ve devam etmek isteyenlere oryantasyonla geçiş hakkı tanındı. Ben de 5 yıllığa devam ettim ve 1998-1999 öğretim yılında lisans eğitimimi tamamlayarak mezun oldum.

Eğitim hayatınızı tamamladıktan sonra, hemen işe başladınız mı? O süreci de biraz anlatır mısınız?

1998 yılında, son sınıftayken Türk Hava Yolları’nın teknisyen aldığını öğrendim ve ilk dönemin sadece sınavları kaldığı için başvurup, gerekirse dışarıdan devam ederek okulu bitirmeye karar verdim. THY işe alım için ilan vermiş ancak iletişim kaynakları sınırlı olduğundan geç haberim olmuştu. Başvuru süresinin bitimine az bir süre kala başvurumu yapabilmiştim. Heyecanımın tarifi yoktu. Sahip olduğum  ikinci sınıf hava aracı lisansımla iş başvurusunda bulundum ve Şubat 1998’de Türk Hava Yolları Hat Bakım Müdürlüğü’nde ‘uçak teknisyeni’ olarak hemen iş hayatıma başladım. Şubat 1998’de uçak teknisyeni olarak başladığım THY Hat Bakım Müdürlüğü’nde bir yıl çalışmamın ardından yeni kurulan Arıza Teşhis Müdürlüğü’ne geçtim. Burada da 1 yıl çalıştıktan sonra ‘Başteknisyen’ olarak 2006 yılına kadar görevime devam ettim.  2006 yılında tekrar Hat Bakım Müdürlüğü’ne geçerek yeni adıyla MCC’de göreve başladım. 2014 yılında Vardiya Şefi oldum. Hala şeflik görevime devam ediyorum. Bugün itibarı ile 21 yıl 8 aydır THY Teknik’te severek çalışıyorum.

İşinizin geleceği hakkındaki düşünceleriniz neler, teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde işler daha da kolaylaşıyor mu yoksa daha da karmaşık bir hal mi alıyor?

Teknolojinin hızla ilerlemesi bizim çalışma alanımız olan uçaklardaki teknolojinin de hızla gelişmesi demek. Eğer yeni teknolojiye uyum sağlarsanız; yani bu konudaki kurslara katılıp yetkilerinizi alırsanız, doğru kararlar almanız kolaylaşır, uyum sağlamış olursunuz. Karmaşaya mahal vermezsiniz. Tam tersine uçak teknolojisindeki gelişmeler sizi şaşırtmaya ve heyecanlandırmaya devam eder.

 

Yurtdışı deneyiminiz oldu mu, oralarda mesleğiniz ile ilgili benzerlikler ve ayrılan noktalar nelerdir?

Genelde geçici görev ve kurslar nedeniyle kısa süreli yurtdışı deneyimlerim oldu. Bunun yanı sıra arıza veya hasar nedeniyle dışarıda kalan uçaklar için birçok kez görevlendirildim. Türkiye’deki uçak teknisyenleri olarak teknoloji  kullanımı yatkınlığı, uçak bilgisi, uçak arızalarının giderilmesinde çözüm odaklı  düşünme ve el becerisi olarak pek çok ülkeden daha iyi bir noktadayız. Arıza teşhis ve onarımda bizler daha pratik ve hızlı çözümler üreterek, tehir süresini kısaltıp uçağı daha hızlı sefere verebiliyoruz.

Özellikle batı ülkelerine göre farklı  ve daha güçlü bir yönümüz de; çalıştığımız şirketleri sahiplenmemiz, kendimizin yeri olarak görmemiz ve daha amatör ruhla çalışıyor olmamız. Bizde aidiyet duygusu ve çalıştığımız şirketi sahiplenme had safhada. Dolayısıyla uçağı faal edene kadar mesai saatini düşünmeden özveri ile çalışıyoruz. Oysa yurtdışındaki meslektaşlarımız profesyonelliğin gereği olarak mesai saati bittiği anda dinlenmeye geçiyor. Görevlerimizde bu yaklaşıma sıklıkla tanıklık ediyoruz.

Gelişen teknoloji ile birlikte sizlerin yeni teknolojiye uyum sağlamanız için ne sıklıkta eğitim alıyorsunuz?

Zaten yetki devamlılığı için süreklilik arz eden modifikasyonları da içeren bilgilendirmeler ve bakım uygulamalarındaki zorunlu olan periyodik eğitimlerimizi alıyoruz. Bu da gelişen teknolojiye uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. Bu eğitimlerin dışında da kendimizi güncel tutabilmek tamamen içimizde hissettiğimiz heyecana bağlı. Sadece heyecanını yitirmeyenler, zamana karşı diri ve bilgili kalabiliyor. Bunun haricindekiler pentium 100 gibi; kısa süre öncesine kadar efsane iken zamanla hiçbir hükmü kalmıyor.

Eskiyle günümüzün bir karşılaştırmasını yaparsanız, neler söylemek istersiniz?

Birincisi; işe ilk başladığım dönemdeki iş yoğunluğu ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var. İkincisi; önceden uçak sayısı ve tipi az olduğu için çalışanlar arasında daha kuvvetli bağlar vardı. İhtiyaç durumuna göre her tip uçakta çalışabiliyorduk. Bu da çalışanlar arasındaki iletişimi ve etkileşimi artırıyordu, tecrübeler daha çok aktarılabiliyordu. Şimdi ise uçak sayısı ve tip çeşidindeki artıştan dolayı alan daralması yaşanıyor; yani 320’ciler, 737’ciler, 777’ciler var artık ve nerdeyse birbirleriyle ayrışmış haldeler...

Her gün mesai başlangıcından sonra bir sürprizi de beraberinde getirebilen bir iş yapıyorsunuz; böyle ilginç birkaç yaşadığınız sürprizden bahsetmenizi istersem neler söylersiniz?

Sürpriz demek ne kadar doğru bilemiyorum ama her gün bizi yeni bir olayın beklediği muhakkak... Mesleğimizin gereği olarak;  mesaiye başlarken her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olduğumuz için; bize sürpriz olmuyor. Bence havacılıkta sürpriz olmaz... Artık sürpriz olan ve bizi şaşırtan; eve geldiğimizde telefonumuzun işle ilgili çalmadığı günler oluyor.

Yüzlerce insanı taşıyan uçakların teknisyeni olmak sizde nasıl bir psikoloji yaratıyor? Sonuçta ‘0’ hata gerektiren bir iş öyle değil mi?

Büyük bir sorumluluk ve beraberinde gelen stres bizim mesleğimizde kaçınılmaz. Bazen çalışma ortamında yaşadığımız stres özel hayatımıza ve sağlığımıza da etki ediyor. Önceki yıl yaşadığım hayati sağlık sorununun mesleki deformasyona bağlı olduğunu düşünüyor doktorum. ‘0’ hata ile çalışmak zorundasınız; çünkü uçakta bulunan herkesin yaşamı, sizin uçakla ilgili verdiğiniz bir kararla değişebilir. Bu risk ve sorumluluk, iş disiplini ve başladığı işi bitirme zorunluluğu gerektirir.

 

Çözümü mümkün olmayan problemler oluyor mu? Zor bir problem karşısında neler yapıyorsunuz?

Eğer alanınıza hakimseniz çözülemeyecek problem yoktur. Zor bir problem karşısında bazen; “Hadi Behzat, sen bunu mutlaka çözersin! Sonuçta bu sistemi de yapan bir insan! Sen mutlaka bu sorunu çözersin!” diye kendimle konuşurken buluyorum kendimi...

Sizce uçak teknisyenliğinin en önemli prensibi nedir?

Bence uçak teknisyenliğinin olmazsa olmaz prensipleri vardır. Öncelikle bir teknisyen;

1-Yetki ve sorumluluklarının bilincinde olmalı,

2-Doküman kullanmayı bilmeli,

3-Disiplinli ve özverili olmalı,

4-Mesleki bilgilerini güncelleyip prosedürlere hakim olmalıdır.

5-Bakım bilgilerini eksiksiz olarak kayıt etmeli ve kayıtların tek dostu olduğunu bilmeli.

Bu mesleği seçmek isteyen gençlere tavsiyeniz ne olur, neler söylemek istersiniz?

Severek yapacaklarına inanıyorlarsa bu mesleği seçmelerini tavsiye ederim. Meslekte aktif olarak kalmak istiyorlarsa kendilerini sürekli yenileyip, bilgilerini güncel tutmaları ve gelişen teknolojiyle uyum içinde olmaları önemli… Her türlü değişikliğe ve her tür olası probleme karşı hazırlıklı olmalarını asla unutmamaları gerekir.

Son olarak neler eklemek istersiniz…

Çalışan herkese söyleyebileceğim en önemli şey; başladıkları işi bitirsinler. Bizdeki en büyük kazaların sebebi; yarım bırakılan işler ve o işe devam eden kişilerin başka yerden başlamasıdır. Bu yüzden gençlere her zaman söylerim; “Hata olasılığını ortadan kaldırmak için başladığınız işi başkasına devretmeden bitirmeye çalışın!”.

Son olarak; mesleki deneyimlerimi paylaşma imkânı sağladığınız için sizlere de ayrıca teşekkür ederim.

6.11.2019 16:24:00
54