*YILDIZ SARAYI VE YILDIZ MÜZESİ

*YILDIZ SARAYI VE YILDIZ MÜZESİ

*YILDIZ SARAYI VE YILDIZ MÜZESİ

Bir varmış bir yokmuş, İstanbul’da Beşiktaş’ın üstünde, Yıldız’da bir avlanma yeri ve burada bir de Yıldız Sarayı olarak anılan bir saray varmış. 1520-1566 yılları arası yani Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren padişahlar tarafından avlanma alanı olarak kullanılan bu bölgede ilk kez 1603 yılında Sultan Birinci Ahmet bir kasır yaptırmıştır. 18. yüzyılın sonlarında ise bu kez Padişah Üçüncü Selim (1789) burada annesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı’nı ve babası Üçüncü Mustafa için de bir çeşme yaptırmıştır. 1861 yılına geldiğimizde bu kez başta bulunan padişah Sultan Abdülaziz genellikle yaz aylarında Yıldız Köşkünü kullanmaya başlamıştır. Buraya bir de “Büyük Mabeyin Köşkü’’ olarak adlandırılan köşkü inşa ettirmiştir. 1876 yılında yani Padişah İkinci Abdülhamid döneminde sarayda asıl yapılaşma başlayarak buraya Yıldız Sarayı Hümayunu adı verilmiştir. Bu dönemde sarayın dışında saray görevlilerinin yaşadığı binalar, tamirhane, marangozhane tiyatro, müze, kitaplık gibi yapılar da eklenmiştir.

 

Evet, gördüğünüz gibi İstanbul’un göbeğinde Yıldız’da­ki, Yıldız Sarayındayım bu ay. Gerçekten de burası tam bir saraya yakışır nitelikte yemyeşil ve çok düzenli, adeta rüya gibi bir mekân. Zaten yazımın girişinde de belirttiğim gibi sanki bir masal diyarı gibi bir mekâ­na geldim işte. Beşiktaş’tan Yıldız’a doğru çıkarken Barbaros bulvarından Yıldız Camiine doğru içeri girince karşınıza Yıldız Sarayının kapısı çıkıyor. Önce sizi muhteşem bir bahçe sonra da sarayın bölümleri olarak kullanılan her biri bir incelik ve güzellik arz eden yapılar karşılıyor. Bu girişteki bahçenin dışında bir de sarayın iç bahçesi bulunuyor. Burası doğal nehir görünümünde bir havuza sahip ve ‘Has bahçe’ olarak anılıyor. İşte bu bahçenin değişik yerlerinde birbirinden ayrı olarak inşa edilmiş küçük dinlenme köşkleri de yer alıyor.


Sarayın en görkemli zamanı Sultan İkinci Abdülhamid dönemi (1876-1909) Çünkü Osmanlı İmparatorluğu­nun yönetim merkezi olarak kullanılıyor. Saray aynı zamanda tarihi açıdan önemli bir de mahkemeye tanık olmuş. 1882 yılında Mithat Paşa’nın idam kararını veren mahkeme Yıldız Sarayında yapıldığı için Yıldız Mahkemesi olarak anılmıştır.


Sultan Vahdettin’den sonra (1918-1922) saray bir süre boş kalmıştır. 1924 yılında ise Erkan-ı Harbiye Mektebi­ne tahsis edilmiştir. Önce 1946’da Harp Akademilerine, 1978 yılında ise Kültür Bakanlığına devredilmiştir. 1993 yılında da Yıldız Sarayı Müdürlüğü adı ile müze olmuştur.
Şimdi gelelim sarayın yapılarına... Bunlar Büyük Ma­beyin ve Küçük Mabeyin köşkleri, Ada Köşkü, Cihan­nüma Köşkü, Yıldız Tiyatro Binası, Yıldız Sarayı Müzesi olmak üzere sıralanabilir.


Sarayın en görkemli yeri Büyük Mabeyin Köşkü. Ancak ben gittiğimde restore edildiği için kapalı idi ve gezemedim. Burası özellikle İkinci Abdülhamid döne­minde yönetim binası olarak kullanılan mekân.
Küçük Mabeyin köşkü ise beni en çok etkileyen mekân oldu. Burası daha çok dinlenme köşkü olarak anılıyor. Özellikle köşkün tavan süslemeleri, yaldızlar ve kabartmalar çok etkileyici. Sarayın içinde fotoğraf çekmek yasak. Ayrıca, Mustafa Kemal 15 Mayıs1919 tarihinde Samsun’a gitmeden önce Sultan Vahdet­tin ile bu köşkte o ünlü görüşmesini yapıyor. Yine Abdülhamid’e ait eşyalar, marangoz aletleri, sedef kakmalı mobilyalar, valide sultanların kullandığı tahtlar (Venedik yapımı) yer alıyor. Burada bir de hamam var ki hemen dikkatinizi çekiyor o da çok etkileyici.

 

Ada Köşkü daha çok Has bahçede dinlenme amaçlı yapılmış olan ve İkinci Abdülhamid’in yaptırdığı bir köşk. Cihannüma Köşkü de, Boğaz, Haliç ve Marma­ra’yı gördüğü için adeta bir seyir köşkü olarak tasar­lanmıştır.
Yıldız Sarayı Müzesi ise en renkli mekân. Çünkü burada birçok tarihi obje sergileniyor. Bunların hemen hemen hepsi saraya ait objeler. Topkapı Sarayından getirildiği söyleniyor. Ben özellikle padişahların kullan­dığı kahve fincanlarına bayıldım.


Sarayın en ilginç bölümlerinden birisi de Sultan İkinci Abdülhamid’in hamamı. O dönemde kalorifer ile ısıtılan bir hamam olması bana ilginç geldi doğrusu. Yıkanma bölümünün adı sıcaklık, dinlenme bölümü­nün adı ılıklık ve ona bağlı olan bir de tuvalet mevcut. Hamamdaki sulara gelince hamamın suyu Hamidiye ve Kâğıthane memba suyu.
Bir hamamda, Küçük Mabeyin Köşkünün içinde bulu­nuyor. Adı ‘Küçük Mabeyin Hamamı’... Yine burada da sıcaklık, ılıklık bir de şömineli dinlenme odası mevcut.

 

 


Sarayın gezmeyi çok istediğim ancak yenileme nedeni ile kapalı olan bir bölümü vardı o da yıldız Sarayı Tiyat­rosu idi. Şöyle bir düşünün günümüze kadar gelen tek saray tiyatrosu burası. Yapım yılı 1889. Sultan İkinci Ab­dülhamid, Alman İmparatoru Kayzer İkinci Wilhelm’in ziyareti için yaptırılmıştır.
Sarayın ana giriş kapısından geçtikten sonra tam karşınıza ahşap, iki katlı, dikdörtgen şeklinde ya­pılmış uzun ve çok etkileyici bir bina çıkıyor. Burası halen İslam Tarih Sanat Ve Kültür Merkezi Tarafından kullanılan ancak adı, ‘’Yaveran Köşkü’’ olarak bilinen yapı. Burası beni çok etkiledi. Çünkü düşündüm de; hem görkemi, hem de sadeliği bir arada barındıran muhteşem bir bina burası da ondan.


Gelelim saraya giriş ücretine, Müze Kartı olanlara be­dava. Normal bilet ücreti 10 TL. Ayrıca 65 yaş üzeri ve 18 yaş altı TC vatandaşlarına, şehit, gazilere, engelliler ve refakatçilerine de ücretsiz. Saat 9- 18 arası açık.
Hep şu kıyaslama yapılır. Dolmabahçe sarayı mı? Yoksa Yıldız Sarayı mı? Dolmabahçe deniz kıyısında olmasına karşın, denizden bir hayli içeride yer alan Yıldız Sarayı’nın yapılma amacı denizden gelen saldı­rılara karşı daha dayanıklı ve daha korunaklı bir saray yapılması olmuştur.


Bir saraya gittim bu ay; gezdim, dolaştım ve yazdım. Sarayda nasıl yaşanırmış anlamaya çalıştım. O gör­kemi ve ışıltıyı yakalamaya çalıştım. Küçük Mabeyin Köşkünün camından sarayın bahçesini izledim. En çok da Mustafa Kemal’in 15 Mayıs 1919’da Samsun’a gitmeden önce Padişah Vahdettin ile sarayda yaptığı o ünlü tarihi konuşmayı anımsadım. Yazımı Mustafa Kemal’in o ünlü tarihi buluşmasındaki tasvirleri ve açıklamaları ile bitiriyorum; Mustafa Kemal anlatıyor;


‘’Yıldız Sarayının ufak bir salonunda Vahdettin’le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirse­ğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gör­düğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız sarayına doğrulmuş!... Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: “Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Tarihe geçmiştir. O zaman bunun tarih kitabı olduğunu anladım...” Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa devleti kurtarabilirsin! Bu son sözlerden hayrete düştüm.”

 

18.4.2018 13:53:26
100